Hep seviniyorum ya, övünüyorum işe yürüyerek gidip geliyorum diye. Bu sabah yine bir elit ofis personeli gibi giyindim, çıktım evden.
Tam bir Manhattan!lı gibi sol koluma astığım pespembe şemsiyem ile elimde zencefilli bişili bir bitki çayı var.
Sağ elimde de telefon. Her sabah olduğu gibi BK ile konuşuyorum.
Heyecanlı bir şeklide hayallerimden bahsederken, vıjjt düştüm.
İşte şu sarı noktada! Tam ana cadde yanında!
Sol elimdeki koca kapalı termos bardak zemine oturdu, sanki masanın üzerine nazikçe bırakırmışsın gibi. Sol ayağım altıma girdi. Bir yandan da telefonda sakince "düştüm, düştüm ben" diyorum. BK şoka girdi sanırım, ses yok. Sonra "düştüm ben" dedim tekrar.
Ayağa kalktım. Baktım çizgi romanlı çorabım yırtılmamış. Zemin kaygan ama üzerimde herhangi bir düşme ibaresi yok. Kendime kızdım, neden telefonda konuşuyorum diye. Kapattım telefonu nazikçe.
Sonra da, elit ofis personeli mi kalmadı, topuklu çizme mi, Ank'ra'nın kaygan kaldırım taşları mı?! Zaten sabah fark ettim kayıp düşebileceğimi, tıpkı bir Geyşa gibi minik adımlarla yürüyordum.
Ofise gelince de, belediyeye şikayet ettim. Belimdeki hafif sızı ciddileşirse, dava açacağımı da ilettim.
Dün de yaya geçidinden geçen biz bir avuç yayaya, yine aynı yerde hızla gelip, korna ile çekilin ikazı yapan taksi sürücüsünü şikayet etmiştim.
Ofisteki arkadaşlarım "çok protest bir insansın, sanki Avrupalıymışsın gibi" dediler. Cevabım şöyle oldu: "ben dünyayı değiştireceğim!"
Görünür bir hasar yok.
Neyse siz çoraplarıma bakın, ben de Pinky & The Brain misali, plan yapayım.


